Mushafın ilk sayfasında yazılı Fatiha Suresini anlatmak istiyorum. Her namazda ve her rek’atında yinelediğimiz Fatiha Suresini gündeme almak istiyorum.

Besmele

Kur’an-ı Kerimin ilk suresini, Kur’an kültürünün ilk sayfasını, dibacesini, anahtar kavramını ele almak istiyorum.

Fatiha Suresindeki kavramlar arasında öyle bir bağlantı ve ilinti kurmak istiyorum ki bu kavramlar arası ortak bir ilişki gerçekleştirdiğimde Kur’an kültürünün tamamını anlayalım. Ana çizgileriyle Kur’a-ı Kerim ve İslam dini bu gerçekleri anlatmak istiyor diyebilelim.

“Nefsini bilen Rabbini bilir” vecizesi gibi bir şey… Canımız, bir Bütün’ün zerresi ve Rabb da o Bütündür. Benim Nefs-i Vahide’m canımdır; anne-karnında cenin et-kemiğe büründüğümde kuyruksokumundan üflenen can Hıcr, 15/29, Sâd, 38/73, Enbiya, 21/91, Tahrim, 66/12. Ruh bütününden bir zerredir. Nefs-i Vahide zerrelerinin toplamı ve Bütün’ü Ruh’tur. Öyle bir “Fatiha” anlatmalıyız ki Kur’an bütününü anlamış olalım.

“Hamd” nedir? Nasıl tefsir edebiliriz? Arapça bir sözlüğe baktığımızda, övmektir der. Biraz açarsak; bir tecelliyat nedeniyle övmek’tir. Biraz daha açarsak, Kutalmış bir kişinin bireylerüstü bir olağanüstülükle içinde yetiştiği toplumu uyarması, uluslararası üne sahip zorba devlet adamlarına karşı zafer kazanması ve kurtuluş savaşı vermesi nedeniyle toplumunun o Kutalmış kişiye oy vermesi ve önünde gövde gösterisi yapması, arkasında etten duvar oluşturması “hamd”dır.

İşte vermeğe çalıştığımız bu bilgi Kur’an kültürünü ilgilendiren Kader planlamasını ilgilendirmektedir. Neden? Çünkü Kutalmış kişileri kendisi kendi aklı ve bilinciyle yetiştirmemektedir. O kişinin siyasi bir üstünlük olan Kutalmışlık üstünlüğüyle donatılması Allah katından gelmektedir. Allah cc o toplumun dünya siyasetinde öne çıkması dilemişse o kişiye kendi katın kut/nimet vermekte ve o kişi de toplumuna farkındalığını duyurmakta, toplumu da bir kurtarıcı olarak çevresinde etten duvar oluşturmaktadırlar.

Kişinin kendi iradesiyle kahramanlık sergilememiş, tıpkı Hz Musa-Firavun çatışmasında olduğu gibi Hz Musa Allah cc tarafından tafdil edilmiştir ve Hz Musa da bu ilahi üstünlüğünü kullanmıştır. Kavminin Firavun’un yanında yer almasına rağmen ve Hz Musa lehinde oy kullanmamalarına rağmen çok büyük üstünlükler sergilemiştir.

Yani hamdlerini karşı taraf lehinde kullanarak kendilerine zulmetmişlerdir. Burada ne Kutalmış kişi kendi iradesiyle üstün kişilik olmuş ve ne de kendi halkı da o farkındalık sahibi üstün kişiyi kendi iradeleriyle yetiştirmiştir. Her ikisi de Allah vergisidir; bu nedenle de Kader planlamasıdır:

(اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ ﴿٦﴾ صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ ﴿٧

Bizi Sırat-ı Mustakim mefkûresine kılavuzla; kendilerine in’am e t t i k l e r i n i n
mefkûresine!.. 7 k e n d i l e r i n e gazap edilenlerin ve mefkûresizlerinkine değil!
Burada insanlık iki kampa ayrılmakta ve şaki-said veya hidayet-dalalet ikilisinin birinde yer almaktadır. Öyle anlıyoruz ki hem hidayetin ve hem de dalaletin olağanüstü yetkilerle donatılmış üsve-i hasene ve üsve-i seyyieleri olmuştur.
Kader planlamasında üsve-i hasene önderleri yanında yer alacaklar ve onun uğrunda oy kullanacaklar Allah’ın cc Sırat-ı Müstakim’i yanında yer almıştır.
Kader planlamasında Firavun ve Nemrut gibi üsve-i seyyie önderlerinin yanında yer alanlar da karşı mefkurelere oy vermekte ve Arz-ı Mev’ûd gibi idealler yanında yer almaktadır.
İşte Fatiha suresini bu biçimde tefsir etmekteyiz.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir