Ahlak Düzeyinde Zinaöncesi Fuhşiyyat

قُلْ تَعَالَوْا اَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ اَلَّا تُشْرِكُوا بِهٖ شَيْپًا وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَلَا تَقْتُلُوا اَوْلَادَكُمْ مِنْ اِمْلَاقٍ نَحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَاِيَّاهُمْ وَلَا تَقْرَبُوا الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتٖى حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّ ذٰلِكُمْ وَصّٰیكُمْ بِهٖ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

“De ki: “Geliniz; Rabbinizin haram kıldıklarını size teke tek yaşayıp anlatayım: Hiçbir gücü Ona ortak koşmayın; aile yuvası anne-babanıza ihsan derecesinde iman edin. Geçinememe korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; sizi de onları da biz rızklandırırız.

Toplumsal suçlara; hem dışa yansıyanına hem içi Çıfıt çarşısına çevirenine yaklaşmayın. Çağın açıktan veya gizliden kürtaja kadar vardıracak kitle haberleşme araçlarının yanından bile geçmeyiniz, Allah’ın dokunulmaz kıldığı canı gerçek etkenler dışında öldürmeyin. Aklınız başınıza alın; değerlendiren toplum olursunuz diye sizi kendine vasi yaptı. En’am, 6/151. Bu üç ayet-i kerimede İslam’ın devrim ilkeleri 7 madde olarak anlatılmaktadır ve 3 ayet-i kerimede devrim ilkeleri deyimi 3 kez yinelenmektedir. Bu ilkelerin toplamından da Sırat-ı Müstakim Mefkûresi olarak söz edilmektedir. İşin ilginç yanı şu ki zinadan doğrudan söz edilmemekte ve fuhşun, yani topluma açık işlenen çirkinliklerden söz edilmektedir.

İslam ahlakı kötülüklere, işlendikten sonra bakmaz. Önce o kötülüklere neden olacak kuluçka dönemindeki olaylara bakar. Zinadan daha önce zinaya davetiye çıkaran göz zinasına yüklenir: iç tenini aynen gösteren kıyafetleri moda, sanat eseri, olarak şirinleştirmeyi Göz, zinanın elçisidir. Peygamberimiz sav: “Âdemoğluna zinadan nasibi yazılmıştır. Çaresiz ona erişecektir. İki gözün zinası ona bakmaktır, iki kulağın zinası fuhuşla ilgili şeyleri dinlemektir. Dilin zinası fuhuşla alakalı sözdür. İki el de zina eder, zinaları harama el uzatmaktır. İki ayak da zina eder, zinaları fuhşa yönelmektir. Kalp de zinaya heves eder, yapmayı temenni eder. Artık ferç de bunları doğrular yahut yalana çıkarır.” (Buhari ve Müslim) Peygamberimiz Miraç’ta cennet ve cehennemin ahvâline muttali oldu şöyle ki: “Baktım bir kavim var ki, derilerinden sırım kesiliyor ve ağızlarına tıkılıyor ve yediğiniz gibi yiyiniz deniliyor. Bu onlara en iğrenç bir şey oluyor. Cebrail’e as: – Ya Cibril! Bunlar kimler? – Bunlar ırz ve namuslara taarruz edenlerdir. Yine bir kavme rastladık. Önlerine bir sofra kurulmuş, üzerinde benim gördüğüm etlerin en güzelinden kebaplar var, etrafında da cifeler. Onlar o güzel etleri nikahlı eşlerini bırakıp bu cifelerden yemeye başladılar. – Bunlar kim Ya Cebrail. – Bunlar zinakârlar! Allah’ın helal kıldığını bırakırlar da haram kıldığını yerler. Vay o kavvad anne-babaların haline! Kendileri yaşlanmış gibiler; belki zina etmezler; ama çoluk çocuğunun çıplak giyinip sokaklarda komşusunun erkeğini tavlamak amaçlı cilveler göstermesine engel olmadığından Kur’an-ı Kerim ahlakına göre “zinakar erkek-kadın ailesi” hükmüne sokulmakta. O kavvad aile reisi anne-babaya en ağır ceza verilmekte ve Müslüman ülke yargıcının mahkeme kararıyla 100 değnek vurulması emredilmektedir. Hadis, gözü harama bakmaktan korumanın şer‘i yönden farz olduğuna delildir. Nitekim Allah Teala da şöyle buyuruyor: “Mümin erkeklere söyle. Gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar, ferçlerini de haramdan korusunlar” Nur, 24/31. Kadınların çalışma hayatına girmesiyle aile yapısında ciddi anlamda değişimler ortaya çıkmıştır.

Çalışan kadının evde geçirdiği sürenin azalmasıyla ilişkili olarak çocuklarıyla ve ev işleriyle ilgili vakti azalmıştır. Buna bağlı olarak toplumumuzda kadının görevi gibi görülen işlerin bir kısmına da erkek dâhil olmuştur. Türk aile yapısının değişim ve dönüşümüne etki eden başlıca dinamiklerin kadının çalışma hayatına girmesi, demografik değişim, evlenme ve boşanma, aile anlamının birey için değişmesi, teknoloji ve tüketim kültürü, toplumsal değişme, aile politikaları ve göç olduğu sonucuna ulaşılmış ve bu unsurlar açıklanmıştır. ‘küresel köy’: Toplumsal dinamikler sürecinde ailenin değişmesi kaçınılmazdır. Değişim süreci her yerde olduğu için, aile yapısı, karşılıklı sevgi, saygı, kadın ve erkek rolleri, kadın ve erkeklerin birbirlerine bakış açıları, görev ve sorumluluklar, kadının çalışma hayatına katılması, küreselleşme, tüketim kültürü, göç, demografik faktörler, sosyal ve siyasal politikalar, teknolojik gelişmeler vb. daha birçok faktör bu değişimden etkilenmektedir.

Ailenin toplumsal değişim rüzgârlarından etkilendiği, biçim ve ilişki içeriğini değiştirdiği gerçeğinden yola çıktığımızda, aile ile ilgili çalışmaları gerek aile tarihi gerekse aile yapısı zemininde kronolojik olarak irdelemek önem arz etmektedir. Çünkü toplumsal tarih çalışmalarında aile konusuna ilişkin yaklaşımları tarih penceresinden kavramak ve toplumsal değişimin izlerini bu noktadan yola çıkarak takip etmek daha geniş bir kültürel ve demografik bilgi sağlayacaktır. Ama köyler bu bilgelikten koparıldılar. Eskiden hemen hemen her köydeki kadın-erkek otoriterler artık bulunmaz oldu. Özellikle tarikat kültürümüzü küçük ölçekte, köy bazında temsil eden bazı kamil insanların yaşadığı köyler vardı. Çevre köylerle beraber buralarda zikirler yapılır, hayırlar yapılır, hatim merasimleri yapılırdı, mevlid ve kandil geceleri ihya edilirdi. Mevsimin uygunluğuna göre açık arazide yapılan bu tür toplantılara derviş olsun olmasın bütün halk gelirdi. Kış gecelerinde ise ya camide, ya bir evde veyahut kahvede yapılan kitap okumaları oraları irfan ocakları haline getirirdi. Yaren sohbeti olurdu. Falanca dergaha bağlı, filanca ocağa bağlı köyler vardı. Bu durum ister Sünni olsun ister Alevi olsun böylesi köylerde gelişmiş güzel adetlerdi. O tarz köylerde hiç asayiş problemi yaşanmazdı. Kuzey Ege’de böylesi bir köyde 1930’dan beri hiçbir jandarma asayiş veyahut mahkeme kaydı bulunmadığını muhtardan dinlemiştim. Ama maalesef bir taraftan radikal laiklerin sed çekmesi ile diğer taraftan selefi ilahiyatçıların zihinleri bulandırması ile köyler artık maneviyat ve sohbet halkalarının yapıldığı ocaklar olmaktan çok uzaklaştılar. İçimizim dışımızın politika olduğu bu günlerde gözümüzden pek çok şeyi kaçırdığımız gibi köylerimizin ve de köy gençlerinin durumları pek çoğumuzun dikkatinden kaçıyor. Anadolu’da dolaştığınız zaman köy gençlerinin son zamanlarda arzettikleri görüntü beni şahsen ürkütüyor. 2002’ye kadarki Cumhuriyet Tarihi boyunca Köy İmamı’nın tanımı, namaz kıldırma memurluğuydu. Cemaate sadece ilmihal bilgisi verebilecekti. İmam’ın cemaatiyle, sadece ezandan onbeş dakika önce caminin kilitli kapısını açacak. Ezan, ikamet ve cübbesiyle mihraba geçip cemaati; rek’at sayısınca yatırıp kaldırdıktan sonra tesbih duaları da biter bitmez cübbe-sarığını çıkarıp derhal camiiyi kilitlemekti, görevi. Namaz sonrası ve namaz aralarında cemaatle ilişkisi olamazdı; mimlenirdi. Köy gençleriyle sadece futbol sporu için orman açıklarında, köy çayırlıklarında veya köyün kahvehanelerinde oturup ilişki kurabilirdi. Artık camilerimiz; ancak 15 yıldır; kayyum, dernek yetkilileri ve imam-müezzini ile camii cemaatiyle kucaklaşmış, ilişki kurabilmiş ve camilerimiz sosyal kurum olma yoluna girmek üzeredir. İmam-müezzin artık sivil toplum örgüt dini önderidir; sadece memur değildir. Cumhuriyetimizin kuruluşundan şöyle böyle 15 yıl öncesine kadar camilerimiz ve Diyanet İşleri Başkanlığımız devletin kolluk güçlerinin işgalindeydi. Köy camilerine gelen yoktu. Çünkü imam efendi bir maneviyat rehberliği yapacak eğitim almamış. Elimdekilere sadece namaz kıldırsam yeter diyor. Kahve köşelerinde kumar oynanması çok yaygındı. Bazı kahvehanelerde gece şifresi kırılmış yabancı kanallardan porno izleniyordu. Zaten internet imkanı olan yerlerde bu kanaldan nelerin aktığını bilmeyen yoktur. Motosikleti olanlar köyün çıkışında elde bira kutuları ile alem yapıp ailecek pikniğe gelenleri rahatsız etmekteydi. Bunların bir sonraki beklentileri bir akıllı telefon satın alıp pornolar ve yabancı şarkıcıları izlemekti. Kitap okuma vb gibi entelektüel faaliyetler hemen hemen hiç yok. Sanat ve zanaata meraklı da değiller. Bir ustanın yanına gidip bir şey öğrenmek de istemiyorlar. İzlenen filmlerin etkisi ile çeteleşmeler, mafyaya özenmeler ve tabii ki suça karışmalar arttı. Beraber içki aldığı arkadaşını hiç yoktan öldürmeler, cinsel suçlar oldukça fazla! Âlemde boşluk yoktur. Yerini öyle şeyler dolduruyor ki bir gün sizi de vurur. Bu gençlere. Bırakın artık itişip kakışmayı. Dergah terbiyesi verelim, adına ne derseniz deyin bu gençleri doğruya ve güzele yönlendirelim. “Sarı Köy’de, köy meydanındaki çeşmeye bitişik bir Ahi zâviyesi vardı. Dışarıdan Sarı Köy’e gelen ya da akşamleyin yolu buraya düşen konuklar, zâviyenin konuk evinde misafir edilirdi. Zâviyenin konukların hayvanları için ahırı, konukları için de abdesthane ve aş evi vardı. Zâviyenin konuk ışığı akşam namazından sonra yakılır, sabah namazıyla da söndürülürdü. Akşam namazından sonra Sarı Köy’e yaklaşan konuklara, bu konuk ışığı yol gösterirdi. Herkes bilirdi ki, yanan bu ışık ahi zâviyesinin konuk ışığı idi. Orada konuk olanlara zâviye çalışanları tarafından yemek ikramı da yapılırdı. Köy gençlerinden dörder kişi nöbetleşerek, her an ahi zâviyesinde bulunur, gelen konuklara yardım eder, zaviyenin ihtiyaçlarını giderirlerdi. Sarı Köylüler, gerekli zamanlarda ve kışın devamlı surette ahi zâviyesindeki odada toplanırlar, hem sohbet edilir hem de zâviyenin şeyhi tarafından kendilerine dini bilgiler, tarihi bilgiler aktarılırdı. Açıkçası Ahi zâviyeleri köylerde bir toplanma yeri haline gelmişti. Sarı Köy Ahi zâviyesinin köy çocuklarının eğitim görebileceği bir bölümü de vardı. Çocukların eğitimini ahi zâviyesinin başındaki yönetici yapardı. Köyün yetişme çağındaki çocuklarına dini eğitim ve daha önce okuma yazma öğrenmemiş çocuklarına da okuma yazma öğretirdi. Köyün gençleri ve daha ileri yaştaki köylüler uzun kış gecelerinde zâviyede toplanırlardı. Sarı Köy’de hiç hırsızlık olayı olmaz, kimse kimseyi rahatsız etmezdi…” “Ahi Evran” Tarihi romanı’ndan…

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir