MENOPOZ MUSUN? ANAMIN SIRTI GİBİSİN!

Menopoza giren kadın mı? Artık sabunluk! Sal bayıra! Laik kocalar tarafından sosyal yaşamı artık sona ermiştir.

Şu söz doğru mu: “Kadın mı! Ayakkabı gibidir; Eskidi mi; çıkar at! Yenisini al!”

Kadınlar Haftası’nda benim en çok düşündüğüm bu! Mücadiler Suresinin ilk 7 ayet-i kerimesini “Kadınlar Haftası” dolayısıyla ele almak istedim. Ben Kur’an-ı Kerime analitik ve sistematik baktığım için “herkesten farklı bir tefsir” sergilemekteyim. Çünkü Kur’an-ı Kerim çağlarötesine seslenen Kitap’tır. Çağıma seslenen yönlerini bulup çıkarmak, tefsircilerin işidir. Kur’an bir kültür ekme olayıdır. Çağımın kültürüne göre Kur’anı yorumlamak tefsircinin ve dolayısıyla âcizâne benim gibilerin işidir.

Allah cc menopoz dönemine girdi diye kadının terkedilmesini en ağır suçlaradan görmektedir ve o gibi kadınların şikayetini doğrudan Kendi’leri üstlenmektedir. “Doğrudan bana başvurunuz” buyurmaktadır. O gibi ahlaksız kocaların cezasını da bizzat Allah cc üstlenmektedir.

İşte bugün kadın haklarını savunan efendilerin de ev yaşamına bakmak gerek… acaba menopoz dönemini yaşayan hanımlarını nasıl karşılıyorlar. “Artık ilişkilerimiz sona ermiştir. Artık ben seni anam gibi görüyorum. Benden uzaklarda yaşa. Ben genç bayan aramama izin vermesen de ben sizi defterimden sildim” diyen ahlaksız erkekler konusunu bu sure işlemektedir.

Kadın diyor ki: “Ya Resulallah! Saçımı süpürge ettim Kocam gençliğimde ve vücudumun cinselliği çekici olduğu yıllarımda tenimin cinsel çekiciliğinden yararlandı ve hasbel kader çocuklar doğurdum, baktım… büyüttüm. Şimdi de artık yaşlandım göğüslerimde sarkma, Meme uçlarında küçülme, yağ dokusu kaybı, ciltte kuruluk ve kırışıklıklarda artma, kemik erimesi gibi rahatsızlıklar Allah korkusu olmayan erkeği kadınına karşı isteksiz kılar ve yabancı genç hanımlara ilgisini arttırır.

İşte aşağıdaki ayet-i kerimeler bu konuya açıklık getirmektedir;

Orta yaşlı, fakir bir kadın, sırtında komşusundan ödünç aldığı elbise ile gözyaşları içinde Medine sokaklarını adımlıyordu. Allah Rasulü’nün, derdine bir çare bulacağından emindi. Bunca yıllık evlilik birden bire bir söz ile nasıl bitebilirdi? Senelerce hizmet ettiği, gençliğini verdiği, kendisine boy boy çocuklar doğurduğu adam birdenbire ona sırtını çevirmişti. Ne yapacaktı bu yaştan sonra? Hayır, hayır. Allah Rasulü böyle bir haksızlığa müsaade etmezdi. O değil miydi kadın ve yetim hakları konusunda asla taviz vermeyeceğini söyleyen? Evet, Havle’nin de böyle cahilce bir söz üzerine yuvasının dağılmasına izin vermezdi, vermemeliydi. Üstelik kocası da bir müddet sonra söylediği sözden ötürü pişman olmuş, karısına geri dönmek istemişti. Ama bu dönüş helal olacak mıydı?

Allah Rasulü’nün kapısına vardı Havle. Gözyaşlarını sildi. Yutkundu. Tüm cesaretini toplayıp olan biteni anlatmaya başladı: “Ey Allah’ın elçisi, kocam bana sırtını çevirdi. Artık bana annemden farksızsın diyerek beni annesi ile bir tuttu.” Bu durum Arap örfünde boşanmak demekti. Diğer bir ismiyle zıhar. Zıhar, erkeğin eşine, onu kendisine haram kılmak maksadıyla “sen bana anamın sırtı gibisin.” demekti. Havle’nin eşi de böyle yapmıştı. Geriye dönüşü yoktu. Oysa Havle boşanmak istemiyor, yuvasını kurtarmak için çırpınıyordu. Daha da ötesi, bu boşama tarzı çok onur kırıcı idi. Yerleşik örf bu sözleri boşama addetse de bir kadın için bir hayli incitici olan bu âdetin İslam dini ile bağdaşan bir yanı olmamalıydı. Kocası da pişman olmuştu. Adam, utancından Peygamber’in huzuruna çıkmak istememiş, bu boşanmadan geri dönüş olup olmayacağını öğrenmesi için onu Rasulüllah’a göndermişti.

Rasulüllah, Havle’nin üzüntüsünün farkındaydı. Ancak yapılacak bir şey olmadığını görüyordu. Kocası Havle’yi boşamıştı. Şefkatle baktı Havle’ye:

– Evs, artık çok yaşlı bir adam, buyurdu. Havle’yi teselli etmek istiyordu. Ama Havle’nin öfkesi bir parça daha kabarmış gibiydi amcaoğlu Evs’e karşı. Zihninden kızgınlığının nişanesi pek çok söz geçiverdi. Allah Resulü Havle’yi durdurmak istercesine:

– Evs hakkında Allah’tan sakın, buyurdu bu kez.

Söylenecek bir şey kalmamış görünüyordu. Bir an sustu Havle. Peygamber, durumu kabullenmesini istiyordu. Ne diyebilirdi? Ne yapabilirdi? Evet, daha üstün bir makama müracaat gerekiyordu. Onu da kocasını da en iyi bilen ve tanıyana. Tüm kadınları ve erkekleri bilene, tanıyana, yaratana, yaşatana müracaat… Rabbü’l-âlemine münacat…

Hafifçe mırıldandı Havle:

– Allah’ım, şikâyetimi sana arz ediyorum, dedi.

Bu, yüreğinin derinliklerinden kopup gelen bir duaydı. Allah’ın mazlumların ahını işiteceğine dair güçlü bir imanla ifade edilmiş bir dua…

Başı önde ayrıldı Hz. Peygamber’in yanından. Rasulüllah’ın hane halkı da olan biteni öğrenmiş, Havle ve Evs adına üzülüp ağlaşmaktaydılar.

Oysa Havle’nin şikâyetini âlemlerin Rabbi duymuştu. Onun mücadelesi Kur’an-ı Kerim’de bir sureye ad olmuştu. Allah Teala bu mücadeleci kadın için Mücadele Suresi’ni indirdi:

“Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı (zaten) işitmekteydi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

İçinizden kadınlarına zıhar yapanlar bilsinler ki, o kadınlar onların anaları değildir. Onların anaları ancak, kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar (zıhar yaparlarken) hoş karşılanmayan ve yalan bir söz söylüyorlar. Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.

Kadınlarından zıhar yaparak ayrılıp sonra da söylediklerinden dönecek olanlar, eşleriyle birbirlerine dokunmadan önce, bir köle azat etmelidirler. İşte bu hüküm ile size öğüt veriliyor. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

Kim (köle azat etme imkânı) bulamazsa, eşine dokunmadan önce art arda iki ay oruç tutmalıdır. Kimin de buna gücü yetmezse altmış fakiri doyurmalıdır. Bunlar Allah’a ve Rasulüne hakkıyla iman edesiniz diyedir. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kâfirler için elem dolu bir azap vardır.” (Mücadele, 58/1-4.)

Böylece Havle’nin mücadelesinin tesiri ile bir cahiliye geleneği ortadan kaldırılmış oldu. Onun hikâyesini konu edinen Mücadile suresi, “mücadeleci kadın” anlamına gelmektedir. Havle, Hz. Peygamber dönemi kadınlarının, hakları için verdikleri mücadelenin bir sembolü olmuştur. Bu durum, Havle’ye ashap nezdinde de büyük bir saygınlık kazandırmıştır.

Hz. Ömer’in hilafet günlerinde Havle, Ömer’in karşısına çıkıp halka iyi muamelede bulunmasını tavsiye etmişti. Kendisini uzun uzun lafa tutmasına rağmen Hz. Ömer’in Havle’yi saygıyla dinlemeye devam etmesi etrafındakileri şaşırtmıştı. Hz. Ömer bu yaşlı kadına gösterdiği hürmeti tarihe geçen şu sözlerle açıklamıştı:

“Allah’ın yedi kat göklerin ötesinden sesini duyduğu bir hanıma benim daha fazla kulak vermem gerekmez mi? Benimle akşama kadar konuşacak olsa bile namaz kılmak dışında hiçbir şey için yanından ayrılmam, onu dinlemeye devam ederim.”

İşte bu yaşlı Ensari Hanım, Allah katında, Hz. Peygamber ve ashap nezdinde kadınların gördüğü değer ve hürmetin sembolü olarak tarihe geçmiştir. Okunan her Mücadele suresi ile de tekrar tekrar yâd edilmektedir.

MÜCÂDİLE SURESİ VE MENOPOZ DÖNEMİNİ YAŞAYAN O KADIN

1 Evet kocasının tutumunu durmadan sana iletip şikâyetini1 Allah’a duyuranın dâvasına Allah bakmıştır.2 Nitekim Allah karşı karşıya ikili konuşmanızı işitiyor. Zira Allah üst beyin sahibidir.

Havle binti Sa’lebe  adlı sahabe kadın hakkında nazil olmuştur.

1 *Kadının şikâyeti üzerine, yemin yöntemiyle gerçekleşen boşanmanın içeriği biraz kapalı değil mi? Bu boşanma şöyle bir izlenim vermektedir: Çıplaklığın yasal olarak ön plana alındığı toplumlarda, insanların, kendi mahremlerinden çıplak giyinimli birisinin cinsel çekiciliğini yatakta cinsel ilişki sırasında, aklından geçirmesi veya kadınıyla şakalaşması sırasında yakınlarını ve evlilikle mahrem olan kadınları gönlünden geçirerek nikâh kutsallığının zarar görmesi nedeniyle boşanmanın gerçekleşeceğini, ancak İslam’ın devrim ilkeleri arasına koyduğu “örtünme”yle bu çirkin ilişkinin ortadan kaldırıldığı izlenimini vermektedir.

2 *Bu âyetler ininceye dek zıhârı meneden bir hüküm bulunmadığı için Hz. Peygamber SAV bu eski Arap geleneğini geçerli saymış ve bundan yakınan kadına: “Benim kanaatime göre sen ona haram olmuşsun” demiştir. Yani Arapların bu örfünü meşru ve yürürlükte saymıştır. Kur’ân’ın genel prensiplerine aykırı olmayan başka Arap gelenekleri de yürürlükte sayılmıştır. Diyet, ‘âkile, hac menâsiki, Ka’be’nin sikayet ve sidânet gelenekleri de bunlardandır. İşte bundan dolayı İslâm hukukunda “Âdet muhakkemdir” sözü, genel prensip olarak kabul edilmiştir. S. Ateş

2 İçinizden hanımının tenini, annesinin teniyle tıpkılaştırmakla boşayanlar… unutmasınlar ki onlar anneleri değil; anneleri sadece kendilerini doğuranlardır. Hiç kuşkusuz onlar, meramını en çirkin ve ağza alınmayacak3 biçimde dile döküyorlar. Hiç kuşkusuz Allah olayların üstüne çok mu çok sünger çekip Yarlığayandır.

3 *”Münker yorumlama”, “yalandan aşk” kavramlarının objektif bir anlamı verilememektedir. Burada devrim ve karşı devrim ilkeleri koyma yarışı, çıplaklık-örtünme savaşıyla verilmiş olamaz mı? Bir sahabe kadının Resûlüllah’a SAV gelerek: “Ya Resûlallah, Evs’le evlendiğimde cinsel çekiciliği ağır basan genç bir kız idim. Ne zaman yaş ilerledi ve çoluk çocuğa karıştık; şimdi beni anası yerine koymaktadır; beni sokak ortasına koyuverdi. Eğer gücün varsa beni evime geri gönder” dedi. Diğer bir rivayette: “Ya Resûlüllah, gençliğimi yedi. Karnım ona saçıldı. Ona evlat doğurdum. Yaşım şimdi ilerlemiş, beni anasına benzetmektedir. Saçlarıma ak düşünce bana zıhar yaptı; Allah adına sana şikâyet ediyorum” demektedir. Daha sonra Hz Ömer RA kendi döneminde bu yaşlı kadından: “Nasıl dinlemem ki! Bu yaşlı kadın; şikayeti yedi kat semada işitilen Havle! Vallahi geceye kadar gitmeseydi namaz vakitleri dışında kendilerini dinlerdim. Allah Taâlâ o kadının şikâyetini yedi kat semanın üzerinden dinlemiş” diye söz etmiştir.

Cahiliye döneminde kadın yaşlanıp cinsel çekiciliği kalmayınca sokağa atılabiliyor, yapayalnız köşesinde bırakılması yasal sayılıyordu. O çağlarda böyle bir boşama düzeninden ve İslam geldiğinde kaldırıldığından söz edilmektedir. Ama konunun o kadar dar boyuta indirgenmesi doğru olmaz.

3 Anneyle tıpkılaştırıp sonra o dile doladıklarına4 pişmanlık duydukları hanımlar…5 tek yaptırımları; bir daha birbiriyle ilişkiye girmeden bir boynu bağlıyı özgürleştirmektir. 6 İşte size böyle iyilik düşünülüyor. Allah dışa vurduklarınızı kalp gözünden öte haber alır.

4 *Bu deyim, İslâmda da zıhâr yapmaktır. İbn Kuteybe Zevce ile cinsel ilişkide bulunmaktır. Ebu Hanîfe, Mâlik En isabetli görüş, bu görüştür. Zıhâr yapan, karısını kendisine anası gibi saymıştır. Zıhâr yapan kimse, keffâret vermezse kadın hakime başvurabilir. Hakim de o adamı keffâret verinceye dek tutuklar. Zemahşerî

Tekrar ona şehvetle bakma, dokunma, onunla ilişkide bulunma bu söze terstir. Cinsel ilişkiye karar vermektir. Buna karar verince keffâret gerekir. Hem ilişkiye, hem de kadını yanında tutmağa karar vermektir. Mâlik

Peygamber’in SAV zâten Allah’ın lağvedip keffâret getirdiği bir konuda el-Beyâdî ve Evs’e, keffâret hususunda hoşgörü ile davrandığını belirtir. Peygamber SAV, bir yemîn olan zıhâr’ın keffâretinin verilmesini gerekli görmüş, ancak keffâret vermeğe güçü yetmeyenlere kendisi yardım etmiştir ki Allah’ın hükmü küçümsenmesin. S. Ateş

5 *Klasik müfessirlere göre bu ifade, kocası Evs b. Sâmit’in zihâr boşaması, surenin devamından ve bu konudaki muhtelif olarak bilinen İslam öncesi döneme ilişkin keyfî yeminle boşadığı Huvayle RA’nın durumuna ilişkindir. Kadın, kendisini bütün evlilik haklarından yoksun bırakan ve aynı zamanda yeniden evlenmesini imkansız kılan bu boşanmaya karşı şikayeti üzerine yasallık kazandı.

Sûrenin akışından ve hadisler’den anlaşıldığı kadarıyla, zıhâr kınanmaktadır. Bir kadının kocasına ilişkin şikayette bulunma hakkı vardır. Sadece haksız ve zalimce boşanmaya karşı değil, aynı zamanda bir kadının artık çekilmez hale gelen bir evlilikten kurtulma isteği ile ilgili başvurusunu da kapsar.

Evlilik bağının bu şekilde kadın tarafından sona erdirilmesi hul’ olarak adlandıran ve İslam Hukuku’nda 2:229. ayete ve birçok sahih Hadis’e dayanılarak müeyyideye bağlanmıştır. M. Kutup

6 *Bu etkinlik, bir insanı büyük bir borç yükünden veya yoksulluğundan kurtarmayı kapsar. Bu kompozisyondan anlaşıldığına göre zihar bir boşanma biçimi değil, keffaretle telafi edilebilen çirkin eylem ve yemindir.

“Kadın nikahlamak ayakkabı gibidir; eskidiğinde at ve yenisini al” felsefesini İslam zıhar yemini keffaretiyle yıkmakta, kadını yaşlandığında sosyal güvenceye almaktadır.

4 O gücü bulamayanlar, bir daha hiçbir ilişkiye girmeden ardışık iki ay oruç tutsun, buna da gücü yetmeyenler altmış yoksulu doyursun.7 Bunun nedeni Allah’a, dolayısıyla Resûlüne imanınızı anlamaktır. Bunlar, Allah’ın devrim ilkeleri! Onları tanımayanların çok acı azabı var! 5 Unutulmasın; Allah, dolayısıyla Resûlüyle devrim yapma yarışına kalkışanlar tıpkı ta baştakiler gibi süklüm püklüm bırakılırlar. Oysa biz, çağı apaçık kılan ayetleri indirmişiz. Bunları tanımayanlar için burunları sürtücü azap var. 6 Daha doğrusu Allah’ın onları yeniden ışınlayıp dışa vurduklarının nebi haberini verdiği Gün; onlar unutmuş olsalar da Allah o yaptıklarını tek tek deftere almıştır. İşte Allah, her şeyin güdücü önder şehididir.
Mücadile Suresi 58/1-6.

7 *Altmış fakiri yedirmek, altmış fakire, o kentin normal âdetine göre tam bir günlük yiyecek vermektir. Ebu Hanîfe’ye göre her fakire yarım sâ’ buğday, yahut un, yahut sevîk, yahut bir sâ’ arpa verir. Şafiî’ye göre her fakire o ülkenin yemeğinden bir müd buğday, yahut arpa, yahut pirinç, yahut hurma, veya akt verir.

Müd Peygamber’in müddü ölçeği olmalıdır. Normal bir insan bir günde ne kadar yemek yerse her fakire o kadar yemek verilir. S. Ateş

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir